FAYDALI OLABİLMEK ADINA

FAYDALI OLABİLMEK ADINA

GENEL KÜLTÜR , DİNİ BİLGİLER ve ŞAHSİ FİKİRLERİMİ DOSTLARLA PAYLAŞABİLMEK ADINA

NEREYE GİDİYORUZ?

10.21.2008
Kategori: Genel Kultur

NEREYE GİDİYORUZ?

Değerli arkadaşlar gorele.gen.tr de yazıyorum. oraya yazmış olduğum yazıyı sizlerle paylaşmak için buraya da koymak istedim. Böylece uzun bir aradan sonra blogumu tekrar aktif ve güncel hale getirmiş oldum. Değerli dostlar hayırlı günler diliyorum

Değerli dostlar aranıza yeni katılmam sebebiyle tüm site ziyaretçilerini en içten kalbi duygularımla selamlıyorum. Değerli site yönetiminde bulunan arkadaşlara da bana böyle güzel bir sitenin köşesinde yazma fırsatı verdikleri için çok teşekkür ediyorum.

Kıymetli dostlar yazımda şöyle geçmişimizle şuan geldiğimiz konum arasında bir bağlantı kurmak istiyorum.  Bizlerin geçmişi Osmanlı’ya dayanmaktadır. Halk arasında çok yaygın olan bir tabir var ki hepinizin malumu  ‘ Osmanlı torunları’  olduğumuzdur.  Osmanlı torunu olduğumuz için gurur duymamız gerekirken maalesef üzülerek ifade ediyorum ki utanıyoruz. Çünkü gençliğimize tarihimiz öyle anlatılıyor ki adeta gençlerimiz tarihlerinden koparılmak isteniyor. Bu gün birçok insanımız geçmişinden koparılmış ve tarihine karşı yabancılaştırılmıştır. Yani geçmişi ile geleceği arasındaki bağ koparılmıştır.

Değerli dostlar günümüzde insanlarımızın tarihi bilgileri az olmakla beraber birçoğu da özellikle Osmanlı İmparatorluğu konusunda yanlış tarihi bilgilere sahiptir. Nedendir bilinmez ama gençlerimiz tarihinden ve dininden uzaklaştırılmak isteniyor. Bu gün günümüzde görüyoruz ki gençlerimizin örnek aldığı kişiler genellikle bizim kültümüze yabancı olan kişilerdir. Gençlerimizin giyiniş tarzı saç ve sakal tıraşları, konuşma üslupları bizim kültürümüze ters olmakla beraber artık normal görülmeye başlanmıştır. Aile hayatımız bile artık değişime uğramış o yüce dinimizden gelen anne babaya saygı kalkmış birçok aile artık evlatlarından dert yanar vaziyete gelmiştir. Söylenmesi icap eden birçok şey var ancak atalarımızın kibarı kelamında ziyaretin kısa olanı efdal dendiği gibi sanırım yazının da olanı kısa ve öz olanı güzeldir. Onun için yazıyı toparlamak istiyorum.

Gençlerimize sahip çıkalım onlara vatan millet sevgisini aşılayalım. Gençlerimize  sinsice oynanan oyunlara düşmemeleri hususunda yardımcı olalım. 21 kasımda gösterime girecek olan Osmanlı cumhuriyeti filmini izlemeyerek ve tanıdıklarımıza da izlenmemesi hususunda bilgi vererek ecdadımızı kötüleyen kişilere ve kurumlara karşı tepkimizi ortaya koyalım. Osmanlı cumhuriyeti filmi tamamı ile ecdadımızı yalan yanlış bir şekilde alay edercesine konu alarak yapılmış bir filmdir. Bu konuda hassasiyet göstererek eğer bu filmi izleme oranını düşürebilirsek ecdadımıza karşı kötü emel besleyen kişi ve kurumlara karşı en büyük cevabı vermiş oluruz. Bu zihniyetteki kişi ve kurumlara prim vermeyelim değerli dostlar.

Bu ve bundan sonra yazacağım yazılarımla  alakalı değerli yorumlarınızı ve eleştirilerinizi bekliyorum. Eleştiri ve yorumlarınız benim açımdan çok değerlidir. Sizlerin eleştiri ve yorumlarınız yeni olduğum köşe yazarlığında kendimi yetiştirme hususunda bana yol göstererek ve ışık tutacaktır. Değerli dostlar benden ışıklarınızı esirgemeniz temennisiyle bir sonraki yazımda buluşmak temennisiyle mutlu ve hoşça kalın.

Muhammet Çırak

mcirak28@mynet.com

 

 

Yorum (9) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ZAMANIN DEĞERİ

6.11.2008
Kategori: Genel Kultur

ZAMANIN DEĞERİ

 

Kellog Business School’da (Northwestern Üniversitesi) iş idaresi mastır öğrencileri ile Zaman Yönetimi dersi profesörü arasında geçer:

Profesör sınıfa girip karşısında duran dünyanın en seçilmiş öğrencilerine kısa bir süre bak-tıktan sonra, “Bu gün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız” dedi. Kürsüye yürüdü, kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarttı. Arkadan, kürsünün altından bir düzine yumruk büyüklüğünde taş aldı ve taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başladı.

Kavanozun daha başka taş almayacağına emin olduktan sonra öğrencilerine döndü ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.

Öğrenciler hep bir ağızdan “Doldu” diye cevapladılar.

Profesör “Öyle mi?” dedi ve kürsünün altına eğilerek bir kova mıcır çıkarttı. Mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş döktü. Sonra kavanozu sallayarak mıcırın taşların arasına yerleşmesini sağladı.

Sonra öğrencilerine dönerek bir kez daha “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.

Bir öğrenci “Dolmadı herhâlde” diye cevap verdi.

“Doğru” dedi profesör ve gene kürsünün altına eğilerek bir kova kum aldı ve yavaş yavaş tüm kum taneleri taşlarla mıcırların arasına nüfuz edene kadar döktü.

Gene öğrencilerine döndü ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.

Tüm sınıftakiler bir ağızdan “Hayır” diye bağırdılar.

“Güzel” dedi profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi su aldı ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşaltı.

Sonra öğrencilerine dönerek “Bu deneyin amacı neydi” diye sordu.

Uyanık bir öğrenci hemen “Zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır” diye atladı. 

“Hayır” dedi profesör, “bu deneyin esas anlatmak istediği "Eğer büyük taşları baştan yerleş-tirmezsen küçükler girdikten sonra büyükleri hiç bir zaman kavanozun içine koyamazsın" gerçeğidir”.

Öğrenciler şaşkınlık içinde birbirlerine bakarken profesör devam etti:

“Nedir hayatınızdaki büyük taşlar? Çocuklarınız, eşiniz, sevdikleriniz, arkadaşlarınız, eğitimi-niz, hayâlleriniz, sağlığınız, bir eser yaratmak, başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek! Büyük taşlarınız belki bunlardan birisi, belki bir kaçı, belki hepsi. Bu akşam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin büyük taşlarınız hangileridir iyi karar verin. Bilin ki büyük taşlarınızı kavanoza ilk olarak yerleştirmezseniz hiç bir zaman bir daha koyamazsınız, o zaman da ne kendinize, ne de çalıştığınız kuruma, ne de ülkenize faydalı olursunuz. Bu da iyi bir iş adamı, gerçekte de iyi bir adam olamayacağınızı gösterir”.

Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı